ŞEHİR GAZELİ

6/12/2007

Şehir Gazeli

Her eylem yeniden diriltir beni
Nehirler düşlerim göl kenarında

Ey deprem gel yetiş bu şehirlerin
Doğayı çarptıran konumlarına

Doğ ey güneş erit taştan adamı
Ve kurut taşları diken elleri

Babamın gölgesi koruyor beni
Oh ne güzel şehir bu eski şehir

Dönüştür ey kalbim bahçeli eve
Anlamı ezen o makinaları

Kurtuluı haberi olsun dünyaya
Ayırma üstümden bir an gölgeni

Mehmet Akif İnan

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

EY SEVGİLİ

18/11/2007

Ey Sevgili

( Sezai Karakoç )

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin

Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi

Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda

Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layikolmasam da

Uzatma dünya sürgünümü benim



Aşkın bu en onulmazından koparıp

Bir tuz bulutu gibi

Savuran yüregime

Ah uzatma dünya sürgünümü benim

Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil

Ayaklarimdan belli



Lambalar egri

Aynalar akrep melegi

Zaman çarpilmis atin son hayali

Ev miras degil mirasin hayaleti

Ey gönlümün dogurdugu

Büyüttügü emzirdigi

Kus tüyünden

Ve kus südünden

Geceler ve gündüzlerde

Insanliga anit gibi yükselttigi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünüm benim



Bütün siirlerde söyledigim sensin

Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin

Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in

Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin

Kuslar uçar senin gönlünü taklit için

Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini

Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini

Ey gönüllerin en yumusagi en derini

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim



Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta

Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda

Çati katlarinda bodrum katlarinda

Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba

Hep Kanlica'da Emirgan'da

Kandilli'nin kursuni safaklarinda

Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda

simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda

Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layik olmasam da

Ey çagdas Kudüs (Meryem)

Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)

Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünümü benim



Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda

Köle gibi satildim pazarlar pazarinda

Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda

Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda

Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda

Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda

Verilmemis hesaplarin korkusuyla

Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim

Af dilemeye geldim affa layik olmasam da

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

Uzatma dünya sürgünüm benim



Ülkendeki kuslardan ne haber vardir

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir

Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir

Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir

Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir

O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir

Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir

Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir

Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir

Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir

Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

8/11/2007

Süleymaniye'de Bayram Sabahı

( Y. Kemal Beyatlı )

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de



Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi



Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.



Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanan, yerde ayak sesleridir.



Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garibe alem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...



Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;

O seferlerle acilmiş nice yerlerdendir.



Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;



Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.



Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,

Bu saatlerde Suleymaniye tarih oluyor.



Ordu-milletlerin en cok dogusen, en sarpı

Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.



En güzel mabedi olsun diye en son dinin

Budur öz sekli hayal ettiği mimarinin.



Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kutsi tepeyi;



Taşımış harcını gazileri, serdariyle,

Taşı yenmiş nice bin isçisi, mimariyle.



Hur ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,

Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,



Taam ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..

Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.



Ulu mabede! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir varisin olmakla Buğun mağrurum;



Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;

Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,



Senelerden beri rü'yada görüp özlediğim

Cedilerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.



Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

Görüyor varlığının bir yere toplandığını;



Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes

Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;



Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,

Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!



Gördüm on safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbirci



Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!

Kimdi? Banisi mi, mimari mi ulvi eserin?



Taam Malazgirt ovasından yürüyen Turkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,



Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok Büyük bir is görmekle yorulmuş belli;



Hem Büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz

Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;



Vatanin hem yasayan varisi hem sahibi o,

Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,



Hem bu toprakta Buğun, bizde kalan her yerde,

Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.



Karsı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,

Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.



gökte top sesleri var, belli, derinden derine;

Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.



Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?

Üsküdar’dan mı? Hisardan mı? Kavaklardan mı?



Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,

Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;



Simdi her merhaleden, Taam Beyazid'dan, Van'dan,

Ayni top sesleri birdir geliyor her yandan.



Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!

Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,



Dinliyor hepsi Büyük hatiralar ruzgarini,

Caldiran topları ardınca Mohac toplarını.



Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?

Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:



Kova’dan, Nigbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..

Anıyor her biri bir vak'ayi heybetle bu an;



Belgrad'dan mı? Budin, Egri ve Uyvar'dan mı?

Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?



Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..



Adalar'dan mı? Tunus’san mı, Cezayir'den mı?

Hur ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi



Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;

O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?



Ulu mabede karıştım vatanın birliğine.

Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine



Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Süleymaniye'de Bayram Sabahı

8/11/2007

Süleymaniye'de Bayram Sabahı

( Y. Kemal Beyatlı )

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de



Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi



Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.



Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanan, yerde ayak sesleridir.



Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garibe alem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...



Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;

O seferlerle acilmiş nice yerlerdendir.



Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;



Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.



Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,

Bu saatlerde Suleymaniye tarih oluyor.



Ordu-milletlerin en cok dogusen, en sarpı

Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.



En güzel mabedi olsun diye en son dinin

Budur öz sekli hayal ettiği mimarinin.



Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kutsi tepeyi;



Taşımış harcını gazileri, serdariyle,

Taşı yenmiş nice bin isçisi, mimariyle.



Hur ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,

Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,



Taam ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..

Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.



Ulu mabede! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir varisin olmakla Buğun mağrurum;



Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;

Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,



Senelerden beri rü'yada görüp özlediğim

Cedilerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.



Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

Görüyor varlığının bir yere toplandığını;



Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes

Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;



Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,

Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!



Gördüm on safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbirci



Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!

Kimdi? Banisi mi, mimari mi ulvi eserin?



Taam Malazgirt ovasından yürüyen Turkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,



Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok Büyük bir is görmekle yorulmuş belli;



Hem Büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz

Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;



Vatanin hem yasayan varisi hem sahibi o,

Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,



Hem bu toprakta Buğun, bizde kalan her yerde,

Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.



Karsı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,

Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.



gökte top sesleri var, belli, derinden derine;

Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.



Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?

Üsküdar’dan mı? Hisardan mı? Kavaklardan mı?



Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,

Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;



Simdi her merhaleden, Taam Beyazid'dan, Van'dan,

Ayni top sesleri birdir geliyor her yandan.



Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!

Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,



Dinliyor hepsi Büyük hatiralar ruzgarini,

Caldiran topları ardınca Mohac toplarını.



Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?

Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:



Kova’dan, Nigbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..

Anıyor her biri bir vak'ayi heybetle bu an;



Belgrad'dan mı? Budin, Egri ve Uyvar'dan mı?

Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?



Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..



Adalar'dan mı? Tunus’san mı, Cezayir'den mı?

Hur ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi



Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;

O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?



Ulu mabede karıştım vatanın birliğine.

Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine



Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

 
   
   

( Y. Kemal Beyatlı )

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede

Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de



Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi



Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.



Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanan, yerde ayak sesleridir.



Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garibe alem bu!..

Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...



Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;

O seferlerle acilmiş nice yerlerdendir.



Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;



Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,

Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.



Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,

Bu saatlerde Suleymaniye tarih oluyor.



Ordu-milletlerin en cok dogusen, en sarpı

Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.



En güzel mabedi olsun diye en son dinin

Budur öz sekli hayal ettiği mimarinin.



Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kutsi tepeyi;



Taşımış harcını gazileri, serdariyle,

Taşı yenmiş nice bin isçisi, mimariyle.



Hur ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,

Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,



Taam ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..

Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.



Ulu mabede! Seni ancak bu sabah anlıyorum;

Ben de bir varisin olmakla Buğun mağrurum;



Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;

Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,



Senelerden beri rü'yada görüp özlediğim

Cedilerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.



Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını

Görüyor varlığının bir yere toplandığını;



Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes

Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;



Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,

Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!



Gördüm on safta oturmuş nefer esvaplı biri

Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbirci



Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!

Kimdi? Banisi mi, mimari mi ulvi eserin?



Taam Malazgirt ovasından yürüyen Turkoğlu

Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,



Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,

Çok Büyük bir is görmekle yorulmuş belli;



Hem Büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz

Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;



Vatanin hem yasayan varisi hem sahibi o,

Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,



Hem bu toprakta Buğun, bizde kalan her yerde,

Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.



Karsı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,

Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.



gökte top sesleri var, belli, derinden derine;

Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.



Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?

Üsküdar’dan mı? Hisardan mı? Kavaklardan mı?



Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,

Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;



Simdi her merhaleden, Taam Beyazid'dan, Van'dan,

Ayni top sesleri birdir geliyor her yandan.



Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!

Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,



Dinliyor hepsi Büyük hatiralar ruzgarini,

Caldiran topları ardınca Mohac toplarını.



Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?

Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:



Kova’dan, Nigbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..

Anıyor her biri bir vak'ayi heybetle bu an;



Belgrad'dan mı? Budin, Egri ve Uyvar'dan mı?

Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?



Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..



Adalar'dan mı? Tunus’san mı, Cezayir'den mı?

Hur ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi



Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;

O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?



Ulu mabede karıştım vatanın birliğine.

Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine



Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı.

Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

 
   
   

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

EZAN -I MUHAMMEDİ

8/11/2007

EZAN-I MUHAMMEDİ

( Y. Kemal Beyatlı )

Emr-i bülendsin ey ezan-ı Muhammedi

Kafi değil sadana cihanı Muhammedi



Sultan Selim-i evveli ram etmeyip ecel

Fethetmeliydi alemi Şanı Muhammedi



Gök nura garkolur nice yüzbin minareden

Şehbal açınca ruh-i revan-ı Muhammedi



Ervah cümleten görür Allahü Ekberi

Akseyleyince arşa lisanı Muhammedi



Üsküp’de kabr-i madere olsun bu nev gazel

Bir tuhfe-i bedi ü beyan-ı Muhammedi

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Get a scroller sign at mypimpprofile.com!
« Önceki - Sonraki »

anadolu arslanı

anadolu arslanı..

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım


Ziyaretci sayımız:


Designed by In Obscuro




























NAME="aba_MediaPlayer">